17 Ağustos 2012 Cuma


PRANAYAMA…(DENGELİ NEFES ALIP VERME)


Pranayama, dengeli nefes alıp vermektir.Günümüzde birçok insan, özellikle uykuda, gün içerisinde yeterince ve sakin bir şekilde nefes alamamaktadır.Oysa bir insan için en temel gıda ne yiyecek,ne içecek ne de sudur.En temel gereksinim oksijendir.Bu nedenle dengeli nefes alıp vermek çok önemlidir.
Prana ,Temel yaşam enerjsidir.Prana’yı dengeye getiren en önemli unsurlardan biri de Pranayama ‘dır.Genelde sırayla ve tek tek burun deliklerinden yapılır, solunum ritmini daha düzenli yapmak ve böylece tüm sinir sistemini de olumlu bir etkiye sokmak mümkündür.

Meditasyon yapan kişiler için de çok iyi bir hazırlık evresidir.Fizyolojide bir sakinlik ve zihinde bir rahatlama oluşturur.Beyin her iki yarıküresindeki faaliyetleri dengeye getirir.Her iki yarıkürenin uyumlu çalışmasına yardımcı olur.

Gün içinde beynin sağ ve sol yarıkürelerinin hakimiyetleri sırayla değişir.Bazen sağ, bazen sol yarı küre baskın olabilir.Bu nedenle gün içerisinde bazı anlarda, örneğin sol baskınken daha rasyonel ve organize olunur.Fakat günün değişik saatlerinde daha duygusal olunabilir, beynin baskın olan hemisferi(yarıküre) dinlenmeye geçtiği zaman karşı tarafın burun deliği aracılığıyla metabolizmasındaki toksinler solunum yoluyla dışarı atılır, zamanla beynin diğer hemisferi çalışıp dinlenmeye geçtiği zaman bu sefer de ters yöndeki burun deliğinden toksinler atılır.Genel olarak gün içinde, hatta uykuda bile hiçbir zaman iki burun deliği aynı eşitlikte açık olmadığı, daima birinin diğerine göre daha tıkalı olduğu görülür.
Derin bir nefes alıp, elimizin sırtına doğru burnumuzdan nefes verdiğimizde her iki tarafın aynı açıklıkta olmadığını görürüz.Dinlenmeye geçmiş beynin yarıküresi çapraz taraftaki burun deliğiyle toksinleri atmaktadır.Bu çok önemli bir konudur…! Örneğin; anatomik veya kronik burun probleminden dolayı burnun bir tarafı sürekli tıkalı kişilerde bedenle ilgili başka problemler, baş ağrısı, astım, tansiyon bozukluklarına kadar gidebilen pek çok dengesizlik oluşabilir.
Ağızdan nefes alıp vermek kesinlikle sağlıksız ve ciddi bir patolojidir.Mutlaka düzeltilmelidir.Pranayama, düzenli yapıldığı takdirde birçok nefes tıkanıklığı zamanla geçer ve uykudaki solunum da daha dengeli bir hale gelir.
Pranayama da, sakin ve gürültüsüz bir ortamda gözler kapalı, gevşemiş bir şekilde yapılmalıdır.Asla nefes zorla verilmemeli, sayılar üzerinde durulmamalı sadece rahat bir şekilde nefes alınıp verilmelidir.Dik oturmaya ve ayak tabanlarının yerde olmasına özen gösterilmelidir.Sağ elin başparmağı sağ burun deliğine gelecek şekilde, ikinci veya üçüncü parmağı sol burun deliğine gelecek şekilde yapılır.Burunda hafif bir tıkanıklık varsa hızlı hızlı deliklerde nefese verilir ve temizlenir.Daima nefes verilerek başlanılır,sonra aynı burun deliği tarafından alınır, tam aldıktan sonra o burun deliği kapatılır.İçerideki hava ters burun deliğinden dışarıya verilir.Az önce bir taraftan aldığımız hava, diğer burun deliğinden verilir.Sonra verilen burun deliğinden alınır, o delik kapanır diğerinden verilir.Bu şekilde yaklaşık 5 dakika kadar sabah ve akşam Pranayama uygulanır ve tok karnına yapılmaz.
Diğer bir çok tekniklerde nefes egzersizleri nefes almakla başlar, Pranayama ‘daysa vermekle başladığı için teknik olaraka ayrıdırlar.Normal nefes alıp vermeye göre biraz daha yavaş ve sessiz olmalıdır.Bizim Pranayama yaptığımızı görenler bir zorlama sesi duymamalıdırlar.Bu süre içerisinde solunum ritimleri değişebilir, bu Pranayama’nın etkili olduğunu gösteren iyi bir işrettir.
alıntıdır..

15 Ağustos 2012 Çarşamba



KENDİNE ŞANS YARATMA OLUMLAMASI


1. Ben her zaman doğru yerde ve doğru zaman içinde bulunuyorum. 2. Ben ……., benim için en iyinin olmasını düşünürüm ve şimdi elde ediyorum. 3. Ben her zaman her şeyin benim en yüce hayrıma olanını alırım. 4. Bana her şey iyilikle, kolayca ve çaba sarfetmeden gelir 5. Bana yaşamın, benim için en iyi olanı vereceğini düşünürüm. 6. Ben en iyiyi hak ediyorum ve iyilik ŞİMDİ bana geliyor. 7. Bu verimli evrende hepimize yetecek kadar bolluk ve bereket var. 8. Ben, ……, şimdi benim için en büyük isteklerimin gerçekleşeceğini düşünüyorum 9. Ben, şans ve kısmetin yaşantımın her anında benimle olacağını düşünüyorum 10. Ben, Allahın yarattığı bolluk ve bereketine kabule açığım. 11. Ben sadece benim için en iyi olanı gözümün önüne getiririm. 12. Ben, benim için en hayırlı olanı şimdi görüyorum

BOŞLUKLARA KENDİ İSMİNİZİ YAZARAK OLUMLAMA YAPINIZ…
FARKEDERSEN FARK YARATIRSIN

Farkındalık kelimesi eskiye oranla çok daha fazla hayatımızda yer alıyor. Peki, nedir bu farkındalık? Aslında bu öyle sözcüklerle anlatılabilecek bir şey de değil çünkü bu konuda ne söylersek söyleyelim hep bir şeyler eksik kalacaktır. Eski bir Zen üstadının dediği gibi; “Söyleyen bilmez, bilen söylemez”. Zen’ciyi bir kenara bırakırsak eğer, farkındalık da bir yere kadar anlatılabilir tabi ki ama özellikle deneyimlenerek anlaşılması gereken bir olgudur. Asıl mesele ve bu yazının da üzerinde durduğu nokta, farkındalığın günümüzde eskiye oranla hayatlarımızda çok daha gerekli ve önemli olduğudur. Çünkü farketmenin önemini farketti insanlık.
Bilmek mi, farketmek mi?
Bilmekle farketmek arasında ince bir çizgi vardır. Bilmek sadece bilmektir. Farketmek ise anlamak, bildiklerini anlamlandırmaktır. İnsan farkındalığın önemini anladıkça bilgiyi nasıl kullanabileceğini de anlıyor. Bildiğini farketmeyen insan o bilgiyi kullanamaz. Yetenek için de aynı durum geçerlidir. Örneğin bir kişi keman çalmaya karşı büyük bir yeteneğe sahip olabilir ama eğer bu yeteneğini farketmediyse ölene dek bu özelliğini kullanamayacaktır. Dolayısıyla yeteneğini açığa çıkartamamış olacaktır. Çünkü farketmediğimiz bilgi ya da yetenek aslında bizim değildir. Buna da öksüz bilgi diyoruz.
Farkındalık öksüz bilginin annesidir
Öksüz bilgi bir davranış bilimleri terimidir. Ortamda mevcut bulunan fakat henüz farkedilmemiş  bilgiye öksüz bilgi denilir. Mesela bir odanın içinde olduğumuzu  ve masanın üzerinde bir su şişesi olduğunu varsayalım. Onu görüyorsak fakat henüz onun varlığının farkına varamadıysak, o suyun mevcudiyeti bizim için bir öksüz bilgidir. Şişeyi her ne kadar görsek bile ancak farkettiğimiz takdirde içindeki suyu kullanabiliriz. Ya da eskimiş cep telefonumuzu arabamızın takozu olarak kullanabileceğimizi farketmemiz de bir çeşit öksüz bilginin açığa çıkmasıdır! Herhangi bir bilgiyi farkedip kullanmaya başladığımız anda o bilgi artık bizim için öksüz bilgi olmaktan çıkar. Bununla birlikte bildiğini bilmeyen gençlik için de öksüz gençlik dersek çok yanılmış olmayız. Kişi bildiğinin farkında değilse, o bilginin ona hiçbir faydası yoktur. Bu yüzden asıl mesele bilmek değil farketmektir. Hayatımızda bildiğimiz fakat henüz farketmediğimiz pek çok öksüz bilgi mevcut.
Farkındalık modern yaşamın bir gerekliliğidir…
Farkındalığın sadece Tibet’te ya da Hindistan’da erişilmesi gereken bir makam olduğunu düşünmek modern yaşamı fazla küçümsemek olur. Çünkü farkındalık modern insanın da hayatında olması gereken ve hayatı daha iyi yaşamamızı sağlayan bir modern çağ ürünü haline gelmiştir. Dünya kültürü geliştikçe farkındalığın da önemi her geçen gün daha çok artıyor. Konunun spritüel tarafını bir kenara bırakırsak, farkındalık günümüzde hayatı daha keyifli ve doygun yaşamak için gerekli bir modern insan kalifikasyonudur. İleride iş ilanlarında “prezantabl”, “iletişimi güçlü” gibi kelimelerin yanında “farkındalığı yüksek çalışanlar” aranıyor ibaresini de görürseniz şaşırmayın! Hatta son dönemlerde CV lerde özel ilgi alanlarına reiki, yoga gibi aktivitelerin yazılması da bu sebeptendir. Bu aktiviteler kişiye farkındalık kazandırır. Farkındalık da olgunluk… Olgunluk beraberinde uyumu getirir… Ve firmalar uyumlu çalışanları severler. Farkındalık modern yaşamın yeni trendidir ve uzun süre de yerini başka bir modaya bırakacağa benzemiyor.
Günümüz dünyasında ihtiyaç duyulan farkındalık; üçüncü gözümüzün açılıp başka âlemleri görecek kadar değil, hayatımızdaki fırsatları görecek kadar, karşılaştığımız problemleri çözecek kadar işimize yaraması açısından önemlidir. Farkında olan kişi fark yaratır. Hem içeride hem dışarıda. Farkındalığın bu önemi anlaşıldıkça bilimsel olarak da dikkate değer hale gelmiştir. Bu yüzden farkındalık isteyen bireylerin davranış bilimlerinin kapısını aralamaları ve farketmek adına ruhlarıyla beyinleri arasında bir köprü kurmaları gerekiyor.
Davranış bilimlerinin bir adım ötesine gittiğimizde ise bilginin DNA mızda zaten mevcut olduğunu düşünürsek, geriye sadece  bu bilgiyi farketmek ve açığa çıkartmak kalıyor. Farkındalık, buna ister akaşik kayıt diyelim ister kolektif bilinç, zaten özümüzde mevcut olan bilgiyi ortaya çıkarmaktır. Farketmek, banttan oynayıp ince görmektir. Dünya bir farkındalık okuludur. Farkettikçe yeni renkler katılır dünyaya ve oyun daha eğlenceli hale gelir… En önemlisi de kişi farkındalığı kavradığında yaşadığı an’ının önemini de anlayacaktır.
Cem Ozuak

Bugün Değilse Ne Zaman?

Özgül Süsler

Tezahürlerin çok  hızlandığı bu  zamanlarda ayağımızın altında yürüyen bir yol var aslında. Dönüp dönüp geçmişe bakarsak veya gidilecek yere bir an önce ulaşmak için geleceğe asılırsak tökezleyip düşüyor ve kalkmak istediğimizde sağa sola çarpıp yine düşüyoruz. Bir durabilsek, bugünde kalabilsek, düşmemize sebep olan yol, artık misyon değiştirip, bizi istediğimiz yere bir çırpıda taşıyacak.
Bugün Değilse Ne Zaman?
Geleceğe atılmış kancalarla tutunduk bugüne. Bilemedik aslında kancanın diğer bir ucu, bugünümüze saplanmış. İnce ince kanatmış fark ettirmeden. Gözümüz gelecekteyken, gönlümüzdeki sızı ve kanayan yaramızın kırmızısı, ne görünmüş gözümüze, ne hissedilmiş gönlümüzce.
Gelecek telaşıyla harcanmış, bugünün ”günün aydın olsun” ve “gecen iyi olsun” dilekleri. Sonraki doğumgünlerine saklanmış sevgi ifadeleri. Beklenen her neyse geleceğe demir almış bekliyor. Bugün kayıp, bugün yok, bugün yaşanmıyor. Yarın, yarın olduğunda bugün olacak. Ama yine gözümüz, gönlümüz yarınlarda olacak. Gelecek endişemiz, gelecek beklentimiz hiç bitmeyecek. Elimizdekilere, sahip olduklarımıza karşı bizi kör eden yarınlar, bugünlerin katili ne yazık ki.
Her ölüm bize bugünlerin değerini hatırlatıyor. Fakat balık hafızalarımız ne çabuk sıfırlıyor kendini. Bugünü yok sayarak, bugünü erteleyerek yarınları kucaklamak isteyenlere, “olmaz” diyor ölüm, “yanlış yoldasın. Ölüm de var, ölüm de. Hiç düşündün mü?”
Daha güçlü, daha zengin, daha olgun, daha cesaretli olmak için geleceği bekleyenlerin, ölülerin başında serzenişlerini hiç duydunuz mu? Ya da yiten ilişkilerin arkasından söylenen keşkeleri.
Oysa  durup düşünsek bir an. Neyimiz var elimizde bugünümüzden, bu anımızdan başka. Değer mi elimizde olmayan için üzülerek, elimizde olanı görmemeye, bilmemeye, kenara itmeye umarsızca?
Yaşadığımız büyük kaosların sebebi geleceği bugüne taşıma ve bugünü geleceğe erteleme gayretimizden. “İyi bir işim olsun hele, çocuklarıma daha çok vakit ayıracağım”, “ Emekli olunca doğa ile daha fazla haşır neşir olacağım “ gibi dramatik cümlelerle zamanımızı geçiririz.
Zaman tuhaf bir kavram aslında. Uzmanlar artık 24 saatlik zaman dilimini daha kısa yaşadığımızı söylüyorlar. Zaman mı hızlandı? Biz mi? Bence günümüz insanının bir günde yapması gereken, rutin şeylerin sayısı arttıkça ve zamanın hızlı akmasını sağlayacak iletişim araçlarına bağımlılık geliştikçe, zaman kıymetsizleşiyor. “Tam tersine böyle olunca zaman daha kıymetli olmaz mı?” diyebilirsiniz.
En kıymetli zaman kendimizle baş başa geçirdiğimiz zamandır. Televizyonun durduğu, telefonların sustuğu, yalnız, hiçbir şey yapmadan, sadece anda kalarak durabildiğimiz zaman, sadece var olduğumuz zaman, dakikalar eskisi gibi birbiri ardından koşturmaz. Hayatın ritmi yavaşlar. Ve ruhumuz özgürleşir. Kendinizi önemsiyorsanız böyle zamanlar yaratmalısınız. Sürekli şarj olan ruhumuzun gün içerisinde 10 dakika bile olsasadece olmasına izin vermemize ihtiyacı var.
Gün içerisinde kaç kere zamanın,  işlerinizi halletmeye ve kendinize, sevdiklerinize vakit ayırmanıza yetmediğinden yakındığınızı bir düşünün. Böyle yaptığımız zaman yine sorumluluğu bir başkasının, hiçbir suçu günahı olmayan zaman amcanın üzerine öteleriz. Oysa ki zamanın yetmediğinden yakınmak yerine, iyi bir zaman planlamasıyla, hem işlerimizi halledebiliriz, hem kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırabiliriz.
Sabahları kahvaltı yapamadığımızdan şikayet ediyorsak, yarım saat erken kalmak, sağlıklı bir kahvaltının ardından, güne zinde ve pozitif başlamamızı sağlayacaktır. Spor yapamadığımızdan yakınıyorsak, internet başında aylak aylak geçirdiğimiz zamanlardan, sadece bir saatini spor yapmaya transfer edebiliriz. Kitap okumaya zaman ayıramıyorsak, otobüste geçen zamanı değerlendirebiliriz. Ve sessizliğin sesine bir trompet gibi eşlik eden kalbimizin sesini dinlemek için, var olmanın tadına varmak için televizyonumuzun kapatma düğmesine dokunmamız yeterli olacaktır.
Tezahürlerin çok çok hızlandığı bu  zamanlarda ayağımızın altında yürüyen bir yol var aslında. Dönüp dönüp geçmişe bakarsak veya gidilecek yere bir an önce ulaşmak için geleceğe asılırsak tökezleyip düşüyor ve kalkmak istediğimizde sağa sola çarpıp yine düşüyoruz. Bir durabilsek, bugünde kalabilsek, düşmemize sebep olan yol artık misyon değiştirip, bizi istediğimiz yere bir çırpıda taşıyacak.
Geçmiş adı üzerinde geçtiii gitti. Geçmişinizle sevgiyle kucaklaşın. Geçmişinizdeki herkesi ve kendinizi bağışlayın ve özgür bırakın. Gelecek de adı üzerinde ileride gelecek. Henüz bizim değil. Bugün  geçmiş ile gelecek arasında büyülü bir köprü. Ve biz hep bu köprünün üzerindeyiz.
Köprümüzün eşsiz manzarasını fark edip, geçmişe öfke ya da özlem duymadan, geleceği takıntılı, hasta bir duyguyla istemeden şimdiyi yaşamak bizim elimizde.
Öyleyse; Sevdiklerimize “Seni seviyorum” demek için, var olmak için ve geleceği istediğimiz gibi yaratmak için şimdi harekete geçelim. Bugünümüzü  geçmişin ve geleceğin esaretinden kurtaralım.  

13 Ağustos 2012 Pazartesi


Yazar: Figen Karaaslan 
Kıyaslama Yaparak Enerjinize Kıymayın 
Dikkatimizi, kendimizin dışında her şeye verir olduk. Kendimizden çok başkalarının hayatıyla ilgilenmeye başladık. Kendi içimize dönmeyip; televizyondaki programlar, yarışmalar ve dizilerle başkalarının hayatlarını izlemeye koyulduk.
Başkasının yaşadığı hayatın bizim hayatımıza nasıl bir katkısı olur acaba?
Ne yazık ki birçok insan, çevrelerindeki insanlara göre kıyaslayarak; kendileriniiyi ya da kötü hissediyor: “Arkadaşım kendine şunu aldı ama ben çok istediğim halde buna sahip değilim ve bu beni mutsuz ediyor…” ya da bir arkadaşımdan duyduğum şekilde: “ Benim sevgilim yok ama en azından, O’nun da yok diyebiliyorum…”
Bir başkasının hayatında olanlar ya da olmayanlar sizin yaşamınıza hiçbir şey katmayacağı gibi yaşamınızdan hiçbir şey eksiltmeyecektir de… 
Televizyondaki insanları izlediğimizde ya da sokakta insanlar gördüğümüzde; “Benden daha güzel” ya da “Benden daha zayıf” gibi düşüncelerin bize bir yararı yok.
Böyle düşünceler, enerji alanınızı kirletmenize neden olur sadece. Ve böyle bir bakış açısı bir süre sonra etrafınızdaki herkesi, sizin için potansiyel tehdithaline getirebilir. Bu da kendinizi huzurlu ve sevgi dolu enerjilere kapatmak anlamına gelir. Böylece, yaşam sevinciniz azalır ve gücünüz düşer. Kendinizi sürekli birileriyle kıyasladığınız ve hep rekabet halinde olduğunuz sürece kendinizi koşulsuzca sevemezsiniz. Mutluluk, kendinizi başkalarıyla olumlu ya da olumsuz kıyaslamadan; kendinizi olduğunuz gibi kabul ederek, onaylayarak ve severek mümkündür.
Kıyaslama yaptığınız her an, enerjiniz ve gücünüz ciddi bir şekilde düşecektir. İçinizdeki kıskançlık duygusu, diğer olumlu duygu ve düşünceleri de zehirleyecektir. Bir başkasının “kötü” olmasını istediğiniz her an, içinizdeki sevgi sizi biraz daha terk edecektir. Kendimizi bir başkasıyla kıyasladığımız her an Evrene; “Kendimi değerli bulmuyorum, kendimi yeterince sevmiyorum ve kendime inanmıyorum” mesajı vermiş oluruz. Kendinizdeki ve hayatınızdaki eksikliklere her odaklanışınızda, kendinizdeki “yoksunluk” hissini biraz daha artırmış oluyorsunuz. Böylece Evrene; “Ben yetersizim” mesajını iletmiş oluyorsunuz. Bu da içten içe, istediğiniz şeyleri aslında ‘hak etmediğinizi’ düşünmenize yol açacaktır. Evrensel enerjiler de inancınız doğrultusunda, bu inancınızı destekleyecektir. 
Herkesin hayatı ve seçimleri kendi yaşam yolunun, deneyimlerinin bir parçasıdır. Bizim öncelikli görevimiz, kendimize ve kendi gelişimimize odaklanmaktır. Kendimizden başka hiç kimse bizi ileriye götüremez. Biz sadece, kendi hayatımızdan ve gelişimimizden sorumluyuz.
Kişilerin ya da nesnelerin güzelliklerini, değerlerini görüp takdir ettikçe güçlenirsiniz. Bu cömertliğiniz neticesinde Evren de, size enerjileri yönünden cömert davranacaktır. Enerjiniz arttıkça kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Ruhsal enerjinin kaynağı, kendimizle kurduğumuz ilişkiyle şekillenir. Kendimize karşı tutumumuz ve inançlarımız yaşamımızın kalitesini belirler. Yaşamınızla birlikte, diğer ilişkileriniz de; kendinize yönelik inanç ve tutumlarınızla şekillenir. Siz kendinize güvenmeyip inanmadıkça, kimse size güvenip inanmayacaktır. Siz kendinizi sevmedikçe, kimse sizi gerçekten sevmeyecektir. İçerden dışarı yansıttığınız niyetler ve hisler, aynı bir bumerang gibi size geri dönecektir. 
İyi ya da kötü diye bir şey yoktur. İyi ve kötünün nedeni düşüncelerdir.” (William Shakespeare) 
Kendi Değerinizi Artırmaya Yönelik Birkaç Olumlama
Olumlamalara geçmeden önce şunu hatırlatmakta fayda var. Olumlamalarınız başka insanlar hakkında değil, size yönelik olmalıdır. “Şu kişi bana her geçen gün daha çok âşık oluyor…” gibi manipülatif içerikli bir olumlama yerine; “Gün geçtikçe daha çok seviliyor ve beğeniliyorum…” gibi bir ifade kullanmanız önemlidir.
• “Sevilmeyi ve saygı görmeyi hak eden, değerli bir insanım.”
• “Her gün, kendi değerimin daha çok farkına varıyorum.”
• “Pozitif ve sevgi dolu düşüncelerimle, kendim ve çevrem için güzel bir enerji yayıyorum.”
• “Seçtiğim düşünceler ve seçimlerim sayesinde yaşam kalitemi, enerjimi belirleyecek kişi benim. Ben pozitif ve sevgi dolu düşüncelerimle, kendim için en hayırlı kararları vermeyi seçiyorum.”
• “Kendime inanıyorum, kendimi olduğum gibi kabulleniyorum ve seviyorum. Çevremdeki insanlar da, beni olduğum gibi kabulleniyor ve seviyor.

11 Ağustos 2012 Cumartesi


Kendin Ol, Cesur ol, Asla Pes Etme



Kendin Ol, Cesur ol, Asla Pes Etme


Kendin Ol

Mümkün olduğunca teslimiyet göstermeden herkesle iyi geçin
Hakikatlerini sakince ve açıkça dile getir ve başkalarını da dinle
Hatta alık ve cahilleri bile;
...onların da kendilerince bir öyküleri vardır.
Kendini başkalarıyla mukayese edersen;

Kendini boşlukta ya da acı içinde hissedebilirsin
Çünkü daima senden daha büyük veya daha küçük kişiler olacaktır
Mesleğine ilgi göster; ne kadar mütevazi de olsa
O zamanın değişen yazgısında sahip olabileceğin en iyi servettir
Sevgi hakkında alaycı olma
Çünkü o bütün kuraklığına ve hayal kırıklıklarına rağmen her zaman yeşil kalmayı başaran otlar gibidir
Gençlikte edindiğin bazı eğilimlerinden zarafetle vazgeçerek yılların verdiği tecrübeleri olduğu gibi kabullen
Korkuların çoğu yalnızlık ve aşırı yorgunluktan doğar
Sağlam bir disiplinden öte kendine karşı müşfik ol
Ve mutlu olmak için çaba göster

~Max Ehrmann~

Cesur OL

Başarının garantisi yoktur ama bir girişimde bulunmazsanız başarısızlığın garantisi çoktur
Başarının garantisi olmamasına rağmen ilk adımı atar atmaz kendi başarı ihtimalinizi önemli ölçüde artırabilirsiniz

İlk adımı cesurca atın
Sonra bir adım daha bir adım daha, Bir bakacaksınız ki hedef daha yakında görünüyor
Bir bakacaksınız ki hedefiniz artık ulaşılabilecek bir noktada

Ne gerekiyorsa yapın
İstekli olun! Gerekli olan şeyleri yapmak yeterlidirı Çaba gösterecekseniz tam çaba gösterin
Aksi takdirde değerli vaktinizi ve enerjinizi boşa harcamış olursunuz

Yolunuza çok zor engeller çıkar
Onlardan biri de siz olmayın! Engellere karşı meydan okuyabilirsiniz bu engellerin de üstesinden gelebilirsiniz cesurca öne doğru adım atarak başarıya ulaşabilirsinizı
Bunu yaptığınız zaman ,Daha önce niye tereddüt etmişim ki diyeceksiniz

~R.Marston~

Asla Pes Etme

Ne denli kötü olursa olsun
Asla pes etmeyin
Bu benim başıma nasıl geldi diye düşünmeyin
Benden daha kötü durumda olan insanlar var diye düşünün
Önemli olan ruh ve akıldır
Her şeyin iyisini yapmaya çalışın ve hastalığınızın arkasına saklanmayın
Her günün tadına varın
Akşam nereye gideceğinizi planlayın
Geleceğinizi planlamayın
Yalnızca başkalarının yardımına açık olmayın
Kendinize de yardım edin
Hâlâ bir şeylerin üstesinden gelebileceğinizi gösterin herkese
Yapamayacağınız şeyler için boş yere üzülmeyin
Yapabileceğinizi yapmaktan zevk almak için uğraşın

~Stephan Hawking~


Adım Adım Tezahür
Tezahür: Görünmeyen bir şeyi görünür duruma getirme eylemidir. Yani bir anlamda, soyut olanı somut duruma getirmek ya da potansiyel olanı gerçek olana çevirmektir. Daha kapsamlı bir ifadeyle Tezahür: Arzu edilen şeyleri var etmek için bir insanın kendi aklının, ruhunun içsel yaratıcı enerjisiyle ve evrensel tamamlayıcılarla birlikte yaratılan eşzamanlı ve karşılıklı destekleyici bir ilişkinin kurulabilmesini sağlamaktır. Tezahür; önceden anlaşılamayan, beklenmedik ve hatta gizemli yollardan oluşuyor gibi görünmektir. Ve bunun boyutları yoğun bir kent merkezinde en uygun park yerini bulmaktan, geliriniz yokken faturalarınızı ödemeye yetecek parayı elde etmenize kadar uzanabilir. Ya da “tesadüfen” sizin için en doğru işi bulmak veya hayalinizdeki kişiyle tanışıp, ona âşık olmak olabilir.
İşimizin, yaratıcılığımızın, inancımızın, güvenimizin, olumlamalarımızın ya da pozitif düşüncelerimizin verdiği güçle uzaklığın ve ayrılığın yarattığı tüm engellerden bir şekilde kurtulmalıyız. Bize ne olmasını istiyorsak onu tasarlamalıyız. Bizler aslında istediğimizi “elde etmiyoruz, istediğimize dönüşüyoruz.” Bütün tezahür eylemlerinde biz, gerçekte sadece kendimizin yeni bir görünümünü tezahür ettirmekteyiz.
Tezahür Nasıl Gerçekleşir?
Tezahürler konusunda bir model olarak kendi enerjimizi ve niyetimizi kullanırken bu ağ kendiliğinden; tezahür ettirilen şeyin doğasına hizmet eden insanların, olayların, bağlantıların karışımı olan görünümün bir eşini yaratacaktır.
Belirli bir tezahür projesini değerlendirirken, hedefinizi tasarlarken bedeninizin kendini nasıl hissettiği, bu hedefin peşine düşmekle doğru yapıp yapmadığınızı belirlemek iyi bir gösterge olacaktır. Öyle bir zaman olur ki, zihniniz ya da duygularınız bir şey isterken, bedeniniz buna gerilimle ya da enerji kaybıyla karşılık verebilir. Bu “bir şeylerin doğru olmadığına dair” bedensel bir tepkidir. Tezahür ettirmek istediğiniz şeyin varlığıyla bedensel ve ruhsal olarak birleşerek, onunla bir bütün olarak, ona enerji yüklersiniz.
Eğer isterseniz, tezahür ettirmeyi istediğiniz şeyi gözünüzün önünde imajine edebilir ve derin düşünce durumundayken ya da zihinsel olarak tamamen sessizlikteyken ona sorular sorabilirsiniz. Size gelen tüm yanıtları, izlenimlerinizi, sezgilerinizi ve duygularınızı yazınız.

Parayı Tezahür Ettirmek…
Para, aslında kendi başına bir amaç değildir. Genellikle para, başka bir amaç için gereklidir: Örneğin bir borcu ödemek, bize fayda sağlayacak bir materyali satın almak ya da bir projeye kaynak sağlamak içindir. Bir borcu ödemek için 5 bin dolar tezahür ettirebilirsiniz. Paranın kendisini bir amaç olarak kullanmak yerine borçtan kurtulmayı imajine etmek, size daha iyi bir sonuç verecektir. Sonuç olarak, tezahür ettirmek istediğiniz hangi etkiyse, bunu amacınız olarak kullanmak daha etkili olacaktır.

Tezahür Ettirilecek Şeyin Hayatınızla Uyumu
Tezahür ettirmeyi istediğiniz şey beden sağlığınıza, psikolojik sağlığınıza, spiritüel çizginize, ilişkilerinize ve kapasitenize uygun mu? İçsel varlığınızı daraltıyor mu? Yoksa genişletiyor mu? Bunları incelemek önemlidir. Eğer beraberinde getireceği değişimlere istekli olmadığınız bir şeyi istiyorsanız, o zaman varlığınızın bir bölümünü tezahürünüzden çekmelisiniz. Çünkü başarınızı bloke edecektir. Örneğin bir kişi, bir eş tezahür ettirmeyi isteyebilir. Eğer bu kişi, aynı zamanda özgürlüğünden vazgeçmek istemezse bu isteksizlik, tezahüre karşı bir engel oluşturacaktır.
Bu isteğe sizi yönlendiren nedir? Bu bir ihtiyaç mıdır? Bu gerçekten sizin içinizden yükselen bir istek midir? Yoksa çevrenizden gelen bir yansıma mıdır? Eğer bu bir yansımaysa, tezahür projenizi desteklemek için gerekli olan Öz’ e sahip olmayabilir. Amacınızı yazmak, tezahürünüzü ayırt etmenizi ve onu olmasını istediğiniz gibi somuta indirgemenizi sağlar.
Şu anki gerçekliğinizden pek hoşlanmayabilirsiniz. Onu yaratma ve gerçekliğinizin, hayattaki seçimlerinizi nasıl yansıttığı konusundaki sorumluluğunuzu kabul edip; bunu onaylayarak ona uygun şekilde uyumlanırsanız, o da size enerjisini verecektir. Unutmayın, değişimin anahtarı inkâr değil kucaklamadır.
Tezahürü Gerçeklik Formuna Taşımak
Kendinizi ve tezahürünüzün konusunu fiziksel olarak bir arada düşünün. Eğer bir insan tezahür ettiriyorsanız, kendinizi bu insanla birlikte görün. Onunla yürüdüğünüzü, konuştuğunuzu, beraber akşam yemeği yediğinizi vb. şeyleri imajine edin. Eğer bir nesne tezahür ettiriyorsanız, onu kendinize ait olarak görün. İçsel bir hal tezahür ettiriyorsanız, kendinizi o haldeyken görün. Örneğin: Kendinize güven üzerinde çalışıyorsanız; kendinizi,  kendine güvenli olarak düşünün. Her şeyi renkli ve ayrıntılı olarak görün. Sahnenin bir parçası olabilecek her ayrıntıya yer verin. Sahne sizin için net ve sabit olduğunda onu analiz etmeden, ona uyum sağlayın. Bu realiteyi hissedin. Ona adım atın ve bir süre için onun gerçeğinde kalın.
Tezahür projenizde amacınıza saygı duyarak, içindeki kutsallığı selamlayarak ve onun spiritüel özünü yaşamınızın bir parçası olması için davet ederek, ona hayatınızda bir gerçeklik vermiş oluyorsunuz. Bu da, ona ihtiyaç duyulan bir şey gibi değil; saygı duyulması gereken bir şey gibi davrandığınız anlamına geliyor. Tezahür projenizde sizler, şimdiki gerçekliğinizi bir şekilde değiştirmenin yollarını arıyorsunuz. Bunu yapmanın yolu, var olan gerçekliğinizi kucaklamaktan ve onu inkâr etmeden, ona daha derinden uyumlanmaktan geçer.  
Tezahür için Olumlamalar
Davet: “Yüce Tanrı’nın yaratıcı ruhunu bu zamana ve mekâna davet ediyorum. Azizleri, ruhumu daha derin bir bilgeliğe ve uyumlanmaya götürebilecek olan ışığı davet ediyorum. Bu ruhun kutsamasını, onun benim tezahürüm ve serbest dünyam üzerine olacak ışığını davet ediyorum.”
Sessizlik: “Şimdi, sadece sessizlik içinde oturup kendimi sakinleştirmek için zaman ayırıyorum. Her şey yaratıcı bir sessizlikten ortaya çıkar... Sessizlik içindeyken, dikkatimi zamanın ve mekânın enerjilerinden çekiyorum. Kendimi bunlardan ayırırken, hiçliğe adım atıyorum. Tüm dünyaya düşüncelerim, duygularım, planlarım, arzularım, endişelerim, korkularım ve bunun gibi şekillerde dağıttığım bütün parçalarımı geri çağırıyorum. Kendimi yeniden topluyorum ve tek bir merkez haline getiriyorum, böylece bu anın ruhu için bir bütün olarak var olabilirim.
Uyumluluk: “Şimdi de hayatımda bana sorun çıkaran ve hayatımın gerçekliğini tamamen kucaklamamı engelleyen bütün unsurları veya koşulları özellikle de tezahürümle ilişkiliyseler zihnime çağırıyorum. Bulunduğum barış dolu yerden bu sorunun unsurlarına sevgi projekte ediyorum. Onları değiştirmeye, anlamaya veya onarmaya çalışmıyorum. Sadece gözlemliyorum ve beni inkârla doldurmalarına ya da gerçekliğime olan uyumlanmamı azaltmalarına izin vermiyorum. Ve böylece gerçekliğimin tamamını, bütün modelleriyle kucaklıyorum.”
Siz isteğinizle ilgili gerekli imajinasyonu, niyetinizi Evrene gönderdikten sonra geri kalanı evrensel enerjiler, herkesin hayrına olabilecek şekilde ve en uygun zaman geldiğinde “olması gerektiği gibi”gerçekleştirecektir. 
Yazar: Figen Karaaslan 

8 Ağustos 2012 Çarşamba

MUTLULUK ÜZERİNE
 
Ne istiyoruz, ne bekliyoruz bu hayattan? Gelecekle ilgili esas amacımız ne? Bu soru hangimize sorulsa ağız birliği etmiş gibi yapıştırıveriyoruz cevapı 'mutluluk diye'. Fakat binbir türlü şarta bağlamışız mutluluğu. "Şu iş olursa mutlu olacağım, şu elbiseyi alırsam çok mutlu olacağım, hele şu istediklerim olsun mutluluktan uçacağım" gibi. Düşündüklerimizin olmaması durumunda mutlu olacak hiçbir şeyimiz olmuyor. Bu önemli duygu alacağımız yeni model bir cep telefonuna ya da bizden bağımsız bir duruma bağlı olmamalı. Eğer mutluluk her zaman ve her yerdeyse bunu nasıl farkedebiliriz? Mutluluk nasıl yaşam sürecimizin değişmeyen bir parçası haline gelebilir?
Olumlulara odaklanmak: Birçok zaman başkalarının hayatı ile kendi hayatımızı kıyaslıyoruz. Bu davranış, hayatımızdaki olumlu şeyleri, durumları görmemizi engeller. Bunun yerine düşüncelerimizi kendi hayatımıza kaydırarak sahip olduklarımıza odaklanmalıyız. Olumlu bakış açısına sahip olmak için yapabileceğimiz birçok şey var. Örneğin hayatımızda iyi giden şeylerin bir listesini yapabiliriz. Bu listeyi her gün bir kere okuyabilir hayatımızda iyi giden şeyleri farkedebilir ve yeni eklemeler yapabiliriz. Olumlu düşünme bir alışkanlıktır ve alışkanlıklar edinilebilir.
Formda bir vücuda sahip olmak: Bedenimiz ve zihnimiz sürekli etkileşim halindedir. Bu nedenle bedenimiz iyiyse zihinsel yapımız ve ruh halimizde iyi olacaktır. Formda bir vücut enerjimizi yükselterek bizi mutlu eder. Ayrıca artan enerjimizi doğru yönlendirirsek hayatımıza birçok şey katabiliriz.
Daha sade yaşamak: Uğur Kırgözün dediği gibi "sakin ol hayat senin". Hızla dönen bir dünyanın, koşuşturan bir bireyi olmaktansa biraz yavaşlayarak 'an'a odaklanmak ve mutluluk üzerine farkındalık sağlamak mutlu anları kolayca yakalamamızı sağlar. Alışverişe, internete, televizyona daha az zaman harcarken doğaya, hobilerimize, kişisel gelişimimize daha fazla zaman ayırmak bizi daha uyumlu, sakin ve mutlu kılacaktır.
Yenilikler: Değişim düşüncesine açık olmak, hayata yenilikler katmaya çalışmak hayatı daha eğlenceli, bizleri de daha mutlu kılar. Günlük rutinlerimizi kırmak hayatımızı renklendirir. İlgimizi çeken ama daha önce hiç deneme fırsatı bulamadığımız bir konu ile ilgilenmek veya hep aynı restorana gitmek yerine daha önce yemeklerini hiç denemediğimiz bir restoranı tercih etmek hayatımıza ufak renkler katacaktır.
Sosyalleşmek: Sosyal aktivitelere katılmak, ilgi alanlarımız ile ilgili organizasyonları takip etmek ortak zevklere sahip olduğumuz insanlar ile tanışmamızı ve zaman geçirmemizi sağlar. Bu hayatımıza daha fazla eğlence ve daha fazla paylaşım getirir. Duygusal tatmin sağlamak mutluluk için atılan en önemli adımlardan biridir.
Uyumlu olmak: Yaşadığımız dünya bir çok canlı ile ortak yaşam alanımız. Doğayla, insanlarla uyumlu olmak ve elimizden geldiğince bizim dışımızdakiler için bir şeyler yapmak kendimizi harika hissettirir. Yapacağımız ufacık bir iyilik karşı taraf kocaman bir şans olabilir. Yaşayacağımız manevi tatmin huzur ve mutluluk getirecektir.
Mutluluk yaşamın amacı değil, yaşam sürecimizdir. Mutluluk her yerde, marifet farkedebilmek.
Emrah Peker

7 Ağustos 2012 Salı

Nasıl Affedebiliriz?

Geçen haftaki yazımızda, affetmenin geçmişe olan algımızı değiştirerek bizi etkileyen olumsuz duygulardan kurtulduğumuz içsel bir süreç olduğundan ve öneminden bahsetmiştik. Affetmenin yaşananları unutmamız anlamına gelmediğini vurgulamış; bizlere bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak neler katacağına ve yaşamımızı nasıl olumlu etkileyeceğine değinmiştik. Peki herkes affedebilir mi? Affedecek kişi neleri kabul etmelidir?
Affetmeye istekli olan ve zihinsel olarak kendini hazırlayan herkes affedebilir. Affetme sürecinde kişinin kabul etmesi gereken unsurlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz.
Affetmeye hazır olmak için ilk ve belki en önemli unsur kendimiz ile yüzleşmemiz ve affetmeye kendimizden başlamamızdır. Biz de tüm insanlar gibi hatalar yapmışızdır, belki hala yapıyoruzdur. Bu hatalar, bizim kötü ya da değersiz olduğumuzu göstermez. Kişinin iç hesaplaşmasını yapması ve hatalarıyla yüzleşmesi, yaptıklarını kabul ederek, çıkarması gereken dersleri çıkarması affetme süreci için son derece önemlidir. Ne de olsa kendisini affetmeyen, affedemeyen kişi başkasını da affedemez.
Affetmeye hazır olmak için kabul edilmesi gereken ikinci unsur affedişi kabul ederek affetmeyi istemek gerektiğidir. Öfke, nefret, intikam hissi, stres, mutsuzluk hislerinden özgürleşmeyi seçiyor olmak önemlidir... Bizi kıran kişi ya da kişilere karşı ne hissettiğimiz ile yüzleşmeli ve bu duygulardan kurtulmaya istekli olunmalıdır.
Affetmeye hazır olmak için kabul edilmesi gereken son şey affetmenin duygulardan arınma süreci olduğudur. Affetmek kızdığımız kişileri sevmek zorunda olmak değildir, onlarla iletişim kıurmak zorunda olmak değildir, o kişiyi suçsuz ya da haklı bulmak da değildir. Affettiğimiz kişinin bunu bilmesine bile gerek yoktur. Bu süreç, tamamen kendi içimizde gerçekleşen olumsuz duygulardan kurtulma sürecidir.
Burada affetmek için iki teknikten bahsedeceğiz.
Mektup yazma: Bu çalışmada kızdığımız kişiye göndermeyeceğimiz bir mektup yazacağız. Yaşadığımız olayları, nelere kırıldığımızı, neler beklediğimizi detaylarla yazacağız mektubun ilk kısmında. İkinci kısmında ise, duygulara odaklanıp neler hissettiğimizi yazacağız deataylarıyla. O kişiyi düşündüğümüzde ya da gördüğümüzde kızıyor muyuz, üzülüyor muyuz, nefret mi ediyoruz, midemize kramplar mı giriyor tam olarak ne hissediyoruz? Son bölümde ise yaşanan olaylardan neler öğrendiğimizi, olumsuz duyguları daha fazla taşımak istemediğimizi ve bu duygulardan arınmak için o kişiyi affettiğimizi yazıyoruz. O kişiden ve onun bize hissettirdiği olumsuz duygulardan özgürleştiğimizi anlatıyoruz mektubumuzun son kısmında ve tabi aklımızdan başka ne geçiyorsa. Yazımız bittiğinde bir kere daha okuyoruz tüm yazdıklarımızı. Artık yazıyla ne yapmak isterseniz özgürsünüz. İsterseniz yakıp küllerini sağa sola savurursunuz, ister ufacık ufacık keserek bir nehirin sularına karıştırırsınız. İster dünyanın öbür ucuna postalarsınız mektubu hiç bilmediğiniz bir adrese, ister sahilde kumların içine gömersiniz.
Yüzleşme: Sessiz ve güvende olduğunuzu hissettiğiniz bir ortamda en rahat ettiğiniz şekilde oturun derin nefesler alarak gevşeyin. Rahatlamanın her nefesinizle ayak ucundan yukarıya saç tellerinize kadar yayılmasına izin verin. Rahatladığınızı ve gevşediğinizi hissettiğinizde affedeceğiniz kişiyle karşılıklı oturduğunuzu hayal edin. Ancak güçlülerin affedebildiğini hatırlayın ve gücünüzün farkına varın. Mektup tekniğindeki gibi yaşadıklarınızı ve neler hissettiğinizi, bunlara nelerin sebep olduğunu istediğiniz gibi anlatın. En son olarak onu affettiğinizi, ondan ve onun hissettirdiği tüm olumsuz duygulardan kurtulduğunuzu ve artık her ikinizin de özgür olduğunu söyleyin ona. İyi dileklerde bulunun ve görüntünün giderek küçülmesine ve kaybolmasına izin verin.
Affetmek özgürlüktür...

Emrah Peker
MUTLULUK ÜZERİNE ÖNERİLER
 

   İnsanoğlu varoluşuyla birlikte düşmüştür mutluluğun peşine. Nice oyunlar, şiirler, kitaplar yazılmıştır mutluluğu anlatan. Mutlu olmak için insanların neleri feda edebileceğinden, mutluluğun insanı nasıl iyi hissettirdiğinden ya da insanın elinden nasıl da pır diye uçuverdiğinden bahsetmiştir nice hikaye. En mutlu masallar, “sonsuza kadar mutlu” diye sonlanmıştır çocukların yüzünde koca bir gülümseme bırakarak.  Yüzyıllardır insanlar, kendilerinden sonra gelenlere mutlu olmanın yollarını aktarmaya çalışmışlardır. İşte geçmişten gelen ve geçerliliğini hiç yitirmeyen mutluluk önerileri.
Sağlığınızı önemseyin: Doğru beslenmek, egzersiz yapmak, yeterli su içmek zinde ve sağlıklı bir vücut için yapılacak en basit ama en temel eylemlerdir. Sağlıklı beden, sağlıklı zihin yapısını da beraberinde getirecektir.
Olumlulara odaklanın:  Yarısı boş bir bardak yerine yarısı dolu bir bardak görmeye çalışmak mutlu olmayı alışkanlık haline getirmeye çalışmaktır. Yaşamında olumlulara odaklanan zihin olumlu şeyleri büyütür ve çoğaltır mutluluğun kapısını aralar.
Adalet ve cömertlik: Yaşamımız içsel dünyamızın dışsal bir yansımasıdır. Adalet ve cömertlik kavramlarını içinizde yaşatın ve geliştirin. Biz, çevremizdeki kişilere karşı adil ve cömert olduğumuz sürece yaşam da bize adil ve cömert olacaktır.
Pozitif sosyalleşme: Sevdiklerinizle iletişim kurun, sosyal yaşamınıza önem verin. Bunu yaparken, iletişim kurmak için sizi olumlu etkileyen, geleceğe umutla bakan, sizi gülümseten, enerjinizi yükselten pozitif insanlara öncelik verin. Olumlu duygular paylaştıkça büyüyecek ve mutluluk saçacaktır.
Anı ıskalamayın: Kontrolünüzün altındaki tek an şu an. Kıymetini bilin ve ‘an’a odaklanın . Gelecek için kaygılanmak da geçmiş için hayıflanmak da mutluluğun önündeki engellerdir.
Gülümseyin: Gülümsemek çevrenize sevgi saçmaktır ve sevgiyi çekmektir. Siz gülümsediğinizde karşınızdaki kişi de doğal olarak size uyum sağlayacak ve o andaki pozitif duygular çoğalacaktır.
Değerlerinizi sahiplenin: Sizin için önemli olan değerleriniz üstüne düşünün. Adalet, vicdan, özgürlük, aile, aşk… Aklınıza ne geliyorsa sıralayın ve aralarından sizin için en önemli beş değeri tespit edin. Kararlarınızı verirken bu değerlerinizle uyumlu olmasına özen gösterin. Değerleriniz ile uyumsuz olacak kararlarınız uzun vadede sizi mutsuz edecektir.
Kendinize zaman ayırın: Yaşamın koşuşturması içinde kendinizi ihmal etmeyin. Her gün kendinize kısada olsa zaman ayırın, iç sesinizi dinleyin. Zihnin dinginleşmesi duygu ve düşüncelerimize odaklanmamızı sağlayarak daha mutlu bireyler olmamızı sağlayacaktır.

Alıntı

5 Ağustos 2012 Pazar


Duygularını anlat


‎* Duygularını anlat.
* Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
* Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.
Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!
* Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!
* Karar Vermelisin..
* Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
* İnsanlık tarihi kararlardan oluşur.
* Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
* Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.
* Olduğundan Farklı Yaşama.
* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.
* Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.
* Kabullen.
* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
* Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
* Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
* Çözümler Bul.
* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
* Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
* Biz ne düşünüyorsak oyuz.
* Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
* Güven.
* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Hayatı Üzgün Yaşama.
* Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
* Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
* Mutluluk sağlık ve terapidir.
~~Dr. Dráuzio Varella~~

3 Ağustos 2012 Cuma

Mutluluk ve Hayat Yolu


Ölüm korkusunun başlangıcı, insanoğlununki ile aynı tarihe tekabül eder. Tüm insanlar, hayatlarını, yani onlara verilen en latif değerler ve en değerli lütufların bir bütünü olan yaşamlarını har vurup harman savururken ölümü düşünmezler. Hayatın onlar için aslında gelmiş geçmiş en büyük ve en yüce ve maalesef en pervasız öğretmen olduğunu birçoğu ömrünün yarısında ayırt eder. Birçoğu, huzuru, mutluluğu, maddiyatta veya başkalarının heybelerinde arar. Hayatının çoğunu para kazanmak için harcar. Önce para kazanmak için -gün gelir- sağlığını kaybeder, ardından ise sağlığını geri kazanmak için parasını… İçinde yaşadığı her gününü, “yarın”ını düşünmekle geçirir.
Yarınını o denli düşünmekten, bugününü, daha doğrusu “an”lardan oluşan ve içinde yaşadığı günleri o anda yaşamayı aklına getirmez. Bu nedenledir ki; bugününü de yarınını da gerektiği gibi yaşayamaz. Her ne kadar üzerimize alınmasak da, birçoğumuz içinde değil miyiz aynı gafletin? Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, sonra da hiç yaşamamış gibi ölmüyor muyuz?
hayat gerçeği Mutluluk ve Hayat Yolu
Hâlbuki dünyanın en zengin insanları, en çok şeye sahip olanlar değil en az şeye ihtiyaç duyanlardır.
Mutluluğu zihnine inanarak dışardaki isteklerinde arayan insanoğlu asla tam olarak mutlu olamaz. Bu yüzden, sizden dileğim, mutluluğu kendi içinizde aramanızdır
Peki ya, hayatının bir yarısında, bir sonbaharında bu gafleti fark edenlerimiz yok mudur? Var elbette. Hayatını ölmeden önce ‘kaybedenler’ kadar ‘kazananlar’ da var… Onların, akıbeti ise genel olarak şöyle tezahür eder: ölüm yakınlaştıkça belki de, hayatın öğrettiklerinin sonuçları yani sınavları da zorlaştığından olsa gerek, kendi heybelerine yönelirler. Önce bir “iş sahibi olup para kazanınca”, sonra “evlenince”, “çocuk(lar) büyüyünce”, “emekli olunca” gibi sonraya ertelenen hayallerin bir gün olup da geriye bakıldığında acıya dönüşeceğini fark ederler.
Mutluluk uzak bir tepenin üzerindeki güzel rayihalarla bezeli gül bahçeleri içinde inşa edilmiş bir sırça köşk… değildir. Mutluluk hayat yolunun atomu olan ve ismine “an” dediğimiz en küçük zaman dilimlerinin, yani gerçekte var olmayan o sırça köşke giden yolun ta kendisidir. Bunu keşfedebilenlerdir ki, kendilerine hediye edilen her ânı bir ressam dehanın sanat eserini yaratması gibi yaşamaktadırlar. Onlardır ki, vakit varken tomurcukları toplamış, hayatın bilgeliğini elde etmiş ve hayal kurmaktan, her an yaşamaktan vazgeçmedikleri için uzun yaşamışlardır.
bilgelik 300x187 Mutluluk ve Hayat Yolu
Bir söz vardır: “Öldükten sonra unutulmak istemiyorsan, ya okunmaya değecek bir şeyler yaz, ya da yazmaya değecek bir şeyler yap.” Onlardır ki, güneşi çıplak elle tutmuş, ölümü sürgüne gönderircesine her anlarını hayatlarını ve hayat amaçlarını mükemmelleştirmeye adamış, okyanus içip fırtına yutmuşlardır. Kim midir bu ‘hayatın bilgeleri, veyahut Paulo Coelho ustanın deyimiyle ışığın savaşçıları? Kaç yıl mı yaşamışlardır? Benim ne onları özetlemeye cüretim var, ne de size kim olduklarını anlatmaya. Birçoğunun ve belki hepsinin ismini zaten hayatınızda en az bir kere duymuşsunuzdur. Bakın bu bilgeler kaçar yıl yaşamışlar?
Pablo Picasso (1881 – 1973) – 92 yıl
George Bernard Shaw (1856 – 1950) – 94 yıl
Lev Tolstoy (1829 – 1910) – 81 yıl
Konfüçyüs ( M.Ö. 551 – M.Ö. 479) 72 yıl
Mevlana Celaleddin-i Rumî (1207 – 1273) 66 yıl
Piri Reis (1465- 1554) – 89 yıl
Leonardo Da Vinci (1452 – 1519) 67 yıl
Yaşar Kemal (1923 – ) – 89 yaşındadır. Halen yazmaktadır. (Bu Bir Çağrıdır, 2012)
BU BİLGELER, KENDİ ÇAĞLARINA, DÖNEMLERİNE VE KOŞULLARINA GÖRE UZUN YAŞAMA LÜTFUNA ERİŞMİŞLERDİR. ÇÜNKÜ ÖMÜRLERİNİN SONUNA DEK, MÜCADELE ETMEKTEN, ZORLUKLARINDAN DERS ÇIKARIP ONLARA DİRENMEKTEN VAZGEÇMEMİŞLERDİR. ÇÜNKÜ, YAŞAMAK DİRENMEKTİR!
“Alıntı”

Farkındalığınızı Artıracak 5 Kişisel Gelişim Kitabı Bir Ömür Nasıl Yaşanır? – İlber Ortaylı “Kendimi geliştirmek istiyoru...